Hacı Hulusi Efendi

hulisi-efendi-ve-somuncu-baba-turbesi    HACI HULUSİ EFENDİ

Hacı Hulusi Efendi, “SOMUNCU BABA” lakabı ile anılmakta olan, Darende’nin en büyük manevi değerlerinden “Şeyh Hamid’i Veli Hazretleri”nin torunlarındandır. Uzun yıllar Zaviye Mahallesi’nde bulunan Şeyh Hamid’i Veli Camii Şerifi’nin imamlığını yapmış ve türbesinin bakımını da üstlenmiştir. 1990 yılında vefatından sonra evlatları ve yakınları tarafından, adına “HULUSİ EFENDİ VAKFI” kurulmuştur.

Hulusi Efendi Vakfı, Darende’ye büyük hizmetler ifa etmiş ve başarılı çalışmalarıyla Darende’nin yeni bir çehre kazanmasına ve daha çok tanınmasına büyük katkılarda bulunmuştur. Ancak son zamanlarda bu vakıfla ilgili doğru/yanlış birtakım tartışmaların yaşandığı ve Hacı Hulusi Ateş büyüğümün de bu tartışmalara dahil edilmeye çalışıldığı görülmektedir. Kendisini en yakından tanıyanlardan biri olarak; bu tartışmalardan duyduğum üzüntü ve rahatsızlık nedeniyle; bu değerli zat hakkında bildiklerimi, özellikle onu birebir tanıma olanağı bulamamış 30-40 yaşları arasındaki genç kuşakla paylaşmak istiyorum.

Hulusi Efendi, “Ateş” soyadını taşıyan ailenin evladı olarak 1914 yılında dünyaya gelmiştir. Aynı yıl dünyaya gelen rahmetli babamın hem yaşıtı, hem de okul ve askerlik arkadaşıdır. Darendeli büyüğümüz Nami Ocakcıoğlu’nun öğrencisi olarak Darende Cumhuriyet İlkokulu’ndan mezun olmuşlardır. Daha çocukluk yıllarımda babamdan O’nun hakkında bilgi edindim. Rahmetli babam, sürekli olarak iyi bir aileden geldiğini, ailesi tarafından iyi yetiştirildiğini, değerli bir din adamı olduğunu söylerdi.

1950’li yıllarda O’nu bir yaz tatilinde gittiğimiz Darende ziyareti sırasında yakından tanıma fırsatı buldum. Şey Hamid’i Veli Camii bahçesinde adak kesmiş, evlerine ziyaretine gitmiştik. Bizi misafiri olarak ağırlamış ve ikramlarda bulunmuştu. Arkasından camide ikindi namazını birlikte kıldık. Sonra bana kendi kurduğu kitaplığı gezdirmiş ve istediğim kitabı alıp okuyacağımı söylemişti. O gün için, bunun babamın hatırı için olduğunu sanmıştım. Ama sonradan anladım ki, O herkese karşı gönlünü açık tutan bir insandı.

Daha sonraları Darende’nin bazı sorunları için geldiği Ankara’da babamla birlikte, kaldığı Karacabey Hamamı’na gider, evimize davet ederdik. Sadece babama değil bütün aile fertlerimize karşı içten ve yakın bir sevgisi vardı. 1960 yılında bir hekim olarak Darende’ye atandığımda bana olağanüstü yakınlık gösterdiler. Boş zamanım olduğunda yanına gidiyordum. Bana gösterdiği büyük yakınlık nedeniyle O’na “Abi” diye hitap ediyordum. Rahmetli büyük oğlu Kemal bana yakın yaşlardaydı. Hamidettin de ben orada iken doğdu. Ailesine ve çocuklarına sağlık hizmetinde bulunduğum oldu.

Darende’den ayrıldıktan sonra; tatil aylarında Darende’ye her gidişimde ve Malatya SSK Hastanesi’nde görevli olduğum yıllarda, ilk uğrağım Hulusi Ağabeyimin yanı olur ve O’nunla derin sohbet etme olanağı bulurdum. Kendisini tasavvufa vermiş, insani duyguları çok yüksek şiirler yazıyor ve güzel sözler üretiyordu. Muhabbet dolusu sohbetlerimiz sırasında evinin bahçesinden topladığı taze cevizleri eliyle oyar bana ikram ederdi. Yazdığı şiirleri de bana bizzat kendisi okurdu. O yüksek duygulu anlarda Tohma’nın eşsiz çağıltısı, şiirlerine adeta fon müziği oluyordu. ”Kabeyi yık, bir garibin gönlünü yıkma” diyen büyük bir felsefi görüşün sahibiydi Hulusi Efendi.

Hulusi Efendi Darende’nin kültürel ve sosyal hayatına çok büyük katkılar sağlamış bir gönül adamıdır. Türkiye’nin birçok yerini gezerek, oralardaki sevenlerinden topladığı yardımlarla; Darende’nin ve Kuluncak’ın en uzak köylerine kadar okullar yaptırmış ve bu okulları Milli Eğitim Bakanlığı’na devretmiştir. Günümüzde örnekleri görülen bazı istismarcılar gibi yaptırdığı bu okullardan veya verdiği hizmetlerden kendisine pay çıkarmayı ve rant sağlamayı düşünmemiştir. Balaban Şey Abdurrahman Erzincani Camii’nin projesinin çizildiği ve inşaatının yapıldığı yıllarda işe nasıl sarıldığını çok yakından gördüm. İzmirli Yüksek Mimar Mühendis Hulusi Efendi’ye ölçüsüz saygısı ve sevgisi nedeniyle beş kuruş bedel almadan, yol masraflarını da kendi cebinden ödeyerek onlarca defa Balaban’a gidip gelmiştir. Bunun yanında Rahmetli Yüksek Mimar Mühendis Yücel Sarı’nın da bu camiye hizmeti aynı derecedeydi. O da para pul almadan Sivas ile Darende arasında mekik dokudu durdu. Cami yapılırken bu üçlünün çabasını ve mutluluğunu görmeyi değerdi. Bütün ayrıntıları birer gözden geçirildi. Cami inşaatı tam benim Darende’de bulunduğum 1960-63 yılları arasına rastlar. Bazı kereler ben de bu üçlünün yanlarında yer alırdım. Böyle bir heyecanı ve başarma azmini ancak çok yüksek karakterli insanlar duyabilir. Hiçbir karşılık beklemeden verilen hizmetin bedeli hiçbir maddi değerle ölçülemez. İşte ben bütün bunların canlı tanığıyım.

Hulusi Efendi çabalarıyla Darende’ye çok şeyler kazandırmıştır. Başarısının sırrı bence karşılık beklemeden çalışması ve siyasete bulaşmamasındandır. Bütün partilere eşit mesafede durmasını bilmiş, bir din adamı olarak siyasete karışmamış, tarafsızlığını korumuştur. Bu nedenle; iktidar veya muhalefette olsunlar bütün siyasi partiler ve liderleri de O’na eşit mesafede olmuşlardır. Bu vesile ile birçok siyasi parti lideri ve devlet adamı Darende’yi, Hacı Hulusi Efendi’yi ve Şeyh Hamid-i Veli Camii ve türbesini ziyaret etmişlerdir. Bu durum; kişisel çıkarlarını ön planda tutan ve  sosyal hizmetin anlamını bilmeyenlerce yadırganmış, Hulusi Efendi hakkında ileri geri söylendiler çıkarılmıştır.

Tıpkı bugünlerde olduğu gibi 40-50 yıl önceleri de bazı çevrelerce haksız eleştirilere maruz kalan Hulusi Efendi, hakkında çıkarılan yalan ve iftiralara aldırış etmeyerek vicdanının emrettiği şekilde hizmetlerini sürdürmüştür. Çünkü yapılan ithamları en iyi değerlendiren insanların kendi vicdanlarıdır. “Meyve veren ağaç taşlanır” atasözümüz işte tam bu gibi durumların karşılığıdır. Peki, Hacı Hulusi Efendi’nin hiç mi kusuru olmamıştır? Tam olarak ben buna evet veya hayır diyemem ki. Vereceğim yanıt sadece bilmiyorum diyebilmektir. Çünkü her insan kusur işleyebilir ve değerlendirme sadece Yüce Allah’ın yetkisindedir. Ancak bu konuda benim söyleyebileceğim şudur: Keşke hepimiz Hacı Hulusi Efendi kadar kusursuz ve günahsız olabilseydik.

Bunları yazmamı bir nedene bağlayabilen bazı kişiler olabilecektir. Nitekim zaman zaman bu çeşit olumsuz söylemlere muhatap olabiliyorum. Bu tür şeyleri hiç önemsemiyorum. Çünkü “Meyvesi olan ağaç taşlanır” sözü benim için de geçerlidir. Zira, ben yaşadığı dönemde Hacı Hulusi Efendi’den hiçbir istekte bulunmadım ve O’nun hiçbir yükü altında da kalmadım. Sadece O’ndan gördüğüm sevgi ve yakınlığa karşı duyduğum minnet borcunu ödemeye çalışıyorum. Bugün de, O’nun adına kurulan vakıf, evlatları ve yakınlarından herhangi bir beklenti içinde değilim. Aslında hiç kimseden böyle bir beklenti ve talebim olmadı. Bu nedenle, içim çok rahat olarak, kim olurlarsa olsunlar onların yaptıkları yanlışlıkları açık bir dille ve gönül rahatlığı içinde eleştirebiliyorum. Çünkü ben eğriye eğri, doğruya doğru diyecek bir kişilik yapısındayım. Çünkü ben rahmetli babamın oğluyum. Tanıyanlar bilirler; O hiçbir zaman, hiçbir maddi çıkar ve güç önünde eğilmeden gitti. Bana bıraktığı en büyük mirası da bu oldu.

Sözlerime son vermeden önce; Darendeli din büyüklerimden Hacı Esat Işık Hoca, Hacı Hasan Akyol, Taha Buyurgan, Şaban Hoca, Hacı Hulusi Efendi, Mehmet Hanefi Hoca, Müftü Mehmet Efendi, Köşker Bekir, Köşker Hafız, Kıhtır Hoca, Hacı Emin Efendi, Hacı Hafız Efendi, dedelerim Hacı Musa ve Külahçı Hoca’yı saygı ve rahmetle anıyorum. Şu anda isimlerini anımsayamadığım büyüklerim ve yakınları lütfen beni bağışlasınlar. Kendilerini hiç unutmadığım ve her zaman andığım, ruhlarına Fatihalar gönderdiğim büyüklerim için, başka bir zamanda, onlar için yazacağım bir yazıyı ve onlarla ilgili anılarımı paylaşacağım. Sağlık ve mutlulukla kalınız.

Saygılarımla…

23 Ocak 201                                                            Dr. Sadık Özen