DERSİMLİ KEMAL NEREYE KOŞUYOR?

Dersimli Kemal 3

DERSİMLİ KEMAL NEREYE KOŞUYOR?

Dr. Sadık Özen

 

CHP’ye Genel Başkan olduktan sonra kendisini “Ben Dersimli Kemal” diye tanıtan ve “Biz 1930-40’lı yılların CHP’si olmayacağız” dedikten sonra “YENİ CHP” sloganını ortaya atan Sayın Kılıçdaroğlu, şimdi de iktidar partisi ve başbakana anayasa değişikliği çağrısında bulunuyor, “Dünyanım hiçbir yerinde, beden ödenmeden demokrasi gelmez. O bedeli ödemeye biz hazırız, kapımız da gönlümüz de açık” dedikten sonra; 10 maddelik bir öneri paketi sunarak, bunun üzerinde bir uzlaşma sağlanmasını istiyor.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun sunduğu 10 maddelik öneri paketi üzerinde birer birer duracağız. Ancak, kendisine öncelikle şunu hatırlatmak istiyoruz. 1945 yılında çıkardığı “Çok Partili Seçim Yasası” ile ülkemizi “Çoğulcu Demokratik Sistem”e kavuşturan, şu anda genel başkanı olduğu CHP bunun bedelini 1950 seçimlerinde büyük bir hezimete uğrayarak ödemiştir. Ülkemizde demokrasi ve özgürlük alanındaki yozlaşmaya neden olan da CHP değildir. Buna karşın, bu konuda hala bedel ödenmeye devam edilmektedir. Şu anda parti içinde yaşanan olumsuzluklar da işte bu bedelin içindedir.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun sözünü ettiği 1930-40’lı yıllar; Cumhuriyet tarihimizin en önemli devrimlerinin yapıldığı yıllardır. Bu devrimlerin bedeli de karşı devrimci cumhuriyet düşmanlarının çıkardıkları iç isyanların bastırılması için devletimizce maddi ve manevi olarak ödenmiştir. Bugün bile büyük tartışma konusu edilen bu bedellerin; ne kadar ağır olduğu ve nelere mal olduğu ortadadır. Ancak, bütün bunların görülebilmesi ve iyi değerlendirilmesi gerekiyor.

Sayın Kılıçdaroğlu’un sözünü ettiği “Dördüncü Devrim” nedir. Bu söylem açıklanmalıdır. Tabii bundan önce, sözü edilen üç devrimin neler olduğunun  açıklanması gerekir..

Şimdi gelelim şu 10 maddelik öneri paketine:

1- “Elinde Sopa olan bir devlet istemiyoruz. Hukukun üstünlüğüne inanan bir hukuk devleti istiyoruz. Varsanız buyurun.”

“Devletin elindeki sopa” deyimi ile söylenmek istenen nedir? Eğer, kastedilen, TC Devleti’nin güvenlik güçleri, teröre karşı mücadele eden ve bu uğurda canlarını veren askerlerimizin ve polislerimizin ellerindeki silahlar ise bu söylemle çok büyük bir ayıp işlenmiştir.

Evet, teröristlerle güvenlik güçlerimiz arasındaki silahlı çatışma durmalıdır. Hem de hiç zaman geçirilmeden. Bunun sağlanması ise ilk olarak teröristlerin silahlarını getirip devletin güvenlik güçlerine teslim etmeleri ve kendilerinin de teslim olmalarıdır. Özgür bir devlet için bunun dışında bir çözüm yolu yoktur. Zaman zaman, devleti yönetenler tarafından ifade edilen “Silahlarını toprağa gömsünler” söylemi büyük bir sorumsuzluktur.

2- “1.sınıf demokrasi istiyorsanız, gayet açık, gayet net; darbe hukukundan Türkiye’yi arındıralım”

Cumhuriyet ve demokrasi ile yönetilen ülkelerde “Darbe Hukuku” diye bir şey yoktur. Ama ülkeyi yönetenler bu önemli kavramlardan uzaklaşmış ve cumhuriyetin temel ilkelerine ihanet durumuna gelmişler, vatandaşlara karşı eşit ve adil davranmaktan  uzaklaşmışlarsa, işte o zaman rejimi korumak için anayasa ve yasalar içinde yer alan ve hukuki dayanağı olan kurumların müdahaleleri söz konusu olabilir. Yönetimler hiçbir zaman işi bu aşamaya getirmemekle yükümlüdür. Dolayısıyla yapılması gereken anayasayı değiştirmek değil, onun ilkelerini korumaya çalışmaktır.

3 “Hiç kimse yargıya güvenmiyor. İçinde adaletin olmadığı saraylar yaptık. Gelin yargıyı bağımsız kılalım, yargının kendi içinde kendisini denetleyen mekanizmaları oluşturalım.”

Yargı bağımsızlığı demokratik ülkelerin kaçınılmazıdır. Rejimlerin hayat damarıdır. TBMM’deki parmak sayılarının çokluğu veya birtakım siyasi ayak oyunlarına terk edilemeyecek kadar önemlidir. Bu nedenle Anayasanın değiştirilemez maddeleri arasında yer almalıdır.

4- Siyasi Partiler Yasası’nı yeniden yapalım. TBMM üzerinde vesayet var.”

Anayasa değişikliği yapılmadan önce ilk değiştirilmesi gereken bu yasalardır. Ancak, bu yasaların düzeltilmesi için başvuruda bulunulması gereken yer İktidar Partisi ve Başbakan değil, milli iradenin temsil edilmesi gereken TBMM Başkanlığı’dır. Öte yandan milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırılmasına, yapılan öneriler arasında yer verilmemiştir. CHP yönetimi bu husustaki vaatlerini rafa mı kaldırmıştır?

5- “Hem demokrasi diyeceksiniz, hem düşüncesini açıklayan insanları suçlayacaksınız. Ortak akıl dediğimiz kavramın yolu, farklı sentezin çıkması lazım.”

Vatanın bölünmesi ve rejimin değiştirilmesi düşüncesi demokratik bir hak mıdır, yoksa anayasal bir suç mudur? Sayın Kılıçdaroğlu’nun sözünü ettiği ortak akıl ve farklı sentez nedir? Bu sözcüklerle kastedilen şeylerin açıklanması gerekir.

6- “Bir ülkede medya özgür değilse, halk özgür değildir. Gelin Anayasa’da üç büyük güçten sonra, dördüncü güç medya özgürlüğü diyelim”   

 Zaten geçmişten bugüne basın dördüncü kuvvettir. Bu demokratik ülkelerde gelenek halini almıştır. Önemli olan bu kuralın kendi mensupları tarafından korunmasıdır. Basın halkın gözü, kulağı ve sesidir. Ancak basın özgürlüğü altında bölücü ve ayrılıkçıların faaliyetlerine çanak tutan bir özgürlük düşünülemez. Devlet ihalelerine girmek ve diğer ticari faaliyetleri ile iştigal etmek basının işi olmamalıdır. Basın, Holding patronlarına bağımlı olduğu sürece ne özgür, ne da dördüncü kuvvet olabilir.

7- “30 yıllık sorunu çözemiyoruz. Niye kan aksın bu ülkede, niye her gün şehitlerimiz gelsin, neden sorunlar oy deposu haline getirilsin ve o amaçla kullanılsın? Adresi de, yeri de, yöntemi de söyledik; gücünüz varsa oturur konuşuruz ve sorunu çözeriz”

Tabii ki kan dökülmesi ve terör sona ersin. Tabii ki bu sorunlar oy alma aracı olarak kullanılmasın. Ama sözü edilen ”Adres, yer ve yöntem” nedir? Önce bunun açıklanması gerekmez mi? Aslında bunun yolu Cumhuriyetimizin temel ilkelerinin korunması ve yeri de TBMM değil midir? Son seçim sonuçları ortadayken ve CHP gittikçe oy kaybederken, güce dayalı bir meydan okumanın mantığını anlamak mümkün değildir.

8- “Din ve vicdan özgürlüğünü anayasal güvence altına alalım. İsteyen istediği gibi düşünebilir, istediği şeye inanabilir. Bunları gelin değiştirelim”

Anayasamız din ve vicdan hürriyetini “Laiklik İlkesi” adı altında karara bağlamıştır. Bunu tartışanlar karşı devrimcilerdir. İnsanların istedikleri gibi düşünmeleri insan olmalarından gelen haklarıdır. Ancak bu değerlerin devletimizi ve ulusumuzu bölmek için bir araç olarak kullanılması düşünülemez.

9- “21. Yüzyılda bir ülke vahşi kapitalizme terk edilemez. Bir ülkenin ekonomisi rant üzerine inşa edilemez. İnsan odaklı bir devlet anlayışı olması lazım”

Eğer CHP’yi yönetenler Altıok’un ilkelerine bağlılıklarını sürdürebilseler, hak ve eşitlik ilkeleri içinde hareket etseler; vahşi kapitalizm ülkemizde kendisine yer bulamaz. Nitekim, Cumhuriyetimizin ilk 15 yılında, devletimiz bu ilkeler ile hareket etmiş ve kısa zamanda büyük bir atılım yapmıştır. O dönemin kazanımları bugün vahşi kapitalizme terk edilmiş bulunuyor.

10- “Üniversitelerimiz bilgi üretmiyor. Bilgi üretmeyen üniversiteye, üniversite denmez. Eğer üniversitede her türlü düşünce özgürce tartışılmazsa o üniversitede bilgi üretilir mi?”

Üniversiteler bilgi üreten, sahip oldukları bilgilerle ülkelerine yararlı insanlar yetiştiren, verdikleri eğitimle içinde bulundukları toplumları iyiye, güzele yönlendiren değerli kurumlardır. Ne yazık ki yozlaşmış siyaset ve çıkarcılık, onları büyük ölçüde etkilemiş ve kendi çizgilerine sürüklemiş bulunuyor. Bu sayılanların dışında kalan dik duruşlu üniversitelerimizin ve buralardaki öğretim üyelerinin sayıları ne yazık ki gün geçtikçe azalmaktadır. Siyasiler bu kurumları kendi istekleri doğrultusunda kullanma eğiliminden vazgeçmedikleri sürece; ne yapılırsa yapılsın, isterse anayasa ve yasalar kökten değiştirilsin, üniversitelerle ilgili olumsuzlukların giderilmesi asla mümkün olamayacaktır. Çünkü yozlaşmış toplumların üniversitelerinin de yozlaşması kaçınılmazdır. Bu yozlaşmada ise en büyük pay yozlaşmış politikacılarındır.

Şimdi ben Sayın Kılıçdaroğlu’na şu soruları yöneltiyorum:

1- Sayın Kılıçdaroğlu, siz, şu anda başında bulunduğunuz, cumhuriyeti kuran CHP’sinin Genel Başkanı ve TC Cumhuriyeti Devleti’nin bir bireyi olarak;  “Dersimli Kemal” olmaya devam mı ediyorsunuz, yoksa bu devletin 81 ilinden biri olan Tuncelili Kemal misiniz?

2- Başında bulunduğunuz partinizi “30-40’ lı yılların CHP’si olmaktan çıkaracağız” söyleminizde ısrarcı mısınız?

3- “YENİ CHP” sloganınız hala geçerliliğini korumakta mıdır?

4- “SABİHA GÖKÇEN HAVAALINI” nın adının değiştirilmesi fikrini hala savunmakta mısınız?

5- Siyasi partilerde “Lider Sultası” nın kaldırılması yönündeki görüşünüzde bir değişiklik oldu mu? Bugünkü delege sistemi ile lider sultası kaldırılabilir mi? Eğer bu görüşünüzde samimi iseniz, yasalarda hiçbir değişiklik yapmadan kendi partiniz içinde bunu yapabilme olanağınız vardır.

6- Saydığınız 10 madde arasında, geçmişte yapılan yolsuzluklardan hesap sorulması ve yeni yapılacak yolsuzluklardan önlenmesi gerektiğinden neden söz etmediniz?

7- Başkanlık Sistemi gerçekleşir ise; “Bir gün sıra bana da gelebilir” tarzında bir düşünceye sahip misiniz? Çünkü, bu konu üzerinde de fikir beyan etmemiş bulunuyorsunuz.

8- Görüşlerinizi ve isteklerinizi neden neden TBMM Genel Kurulu’na götürmüyor ve uzlaşma sağlayamadığınız liderlerle görüşmelerinizi kulis yaparak sürdürme çabasındasınız. Bu durumlar “Kapalı kapılar ardında pazarlık” anlamı taşımazlar mı?

9- Neden görüşlerinizi yeterince açık ve net bir şekilde dile getirmiyorsunuz?” Eşit yurttaşlık ve özgürlükçü demokrasi gibi kavramlarla” kafa karışıklığı yaratmaya mı çalışıyorsunuz? Bu. ayrılıkçı birtakım tavizler için atılan bir ön adım mıdır. Yurttaşlık, eşit vatandaşlık demektir. Demokrasi ise özgürlük anlamındadır. Bu kavramların önüne yaptığınız ilavelerle neyi amaçlıyorsunuz?

10- Sayın Kılıçdaroğlu; kısaca ve özetle siz ne yapmak istiyorsunuz?

 

30 Ocak 2016

www.fikirplatformu.net