BAYKAL NEREYE KOŞUYOR?

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

baykal 1

 

BAYKAL NEREYE KOŞUYOR?

Dr. Sadık Özen

 

 

Bundan bir süre önce “DERSİMLİ KEMAL NEREYE KOŞUYOR” başlıklı bir yazı yazmıştım. Şimdi de aynı başlığı Sayın Deniz Baykal için kullanıyorum.

Özellikle son zamanlarda CHP’de eski ve yeni liderler arasında beklenmedik olumsuzluklar yaşanıyor. Aslına bakılırsa bunlar, günlerdir yaşanmakta olan olumsuzlukların son perdesi. Şaşırtıcı ve anlaşılması zor bir durumla karşı karşıyayız.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık görevine gelmesinden kısa bir süre sonra ortaya atılan “YENİ CHP” sloganı ile partinin kuruluş ilkelerinden uzaklaşılmaya başlandı. Parti içi dengeler bir anda bozuldu. Baykal ve Kılıçdaroğlu taraftarları ayrı ayrı hizipler teşkil ederek; birbirlerine karşı, önce üstü örtük, sonra da açıktan açığa adeta bir hizipler savaşına giriştiler. Kişilerin sorumsuzca davranmaları, aralarında bir uzlaşma sağlamaları yerine, sadece kendi çıkarlarını düşünmeleri ve hırslarını tatmine çalışmaları nedeniyle. Sonunda CHP adeta bir kaynar kazana dönüştü. Oysa CHP ve CHP’liler bunu asla hak etmiyorlardı.

Aslına bakarsanız bu olumsuzlukların hiçbiri, cumhuriyetimizin temel taşlarından  biri olan köklü ve ilkeli bir partiye hiç yakışmıyor. Parti içinde yaşananlar; tamamen köhnemiş, bataklığa dönüşmüş ve kokuşmuş günümüz siyaset ortamındaki kişisel çıkar kavgalarının sonucudur. Bu çıkar kavgaları; maalesef, ilkelerin hatta vatanseverlik duygularının bile önüne geçmiş bulunuyor. Bu durum benim görüşlerime tamamen ters düşmektedir.

CHP’li olup da cumhuriyetin ilkelerine aykırı fikir yapısına sahip olanlarla birlikte veya aynı paralelde hareket edilmesi düşünülemez. Bu ancak karşı devrimcilerin işidir. Ülkemizde “At izi ile it izinin birbirine karışması” ne yazık ki son zamanlarda CHP için de söz konusu olmaya başlamıştır. Ancak bunun büyük bir tarihi sorumluluğu olduğu unutulmamalıdır.

CKP’nin kadroları içinde yer almamış bir kişi olarak benim parti içi konularda fikir beyan etmem, eleştiri ve önerilerde bulunmam yadırganabilir ve bazı çevrelerce sorgulanabilir. Ancak ben 12 yaşımdan bu yana CHP’nin ilkelerini içine sindirmiş bir cumhuriyetçiyim. Hiçbir çıkar duygusuna kapılmadan bu parti ile olan gönül bağımı bu yaşıma kadar sürdürdüm. İlkelerimden hiçbir sapma olmadı ve ölünceye kadar da olmayacak. Bu nedenle eleştiri ve öneride bulunma hakkına sahip olduğumu düşünüyorum.

Cumhuriyetçi ve ulusalcı yapım nedeniyle; yıllardır ulusal birlik ve beraberliğimizi savunuyor, bu konuda önerilerde bulunuyorum. Bütün çabama karşın bu konuda olumlu bir adım atılamamış olması benim için büyük bir üzüntü kaynağıdır. Gelinen olumsuzluk ortamında ve cumhuriyetimizin tehlikeye düştüğü bir ortamda, özellikle şu günlerde, bu konuda gösterilen umursamazlık ve duyarsızlık affedilemez. Ve ülkem için büyük bir talihsizliktir.

Sayın Deniz Baykal otuz yılı aşan bir süre CHP’nin genel başkanlığını yapmıştır. Bu süre içinde ülkemize ve CHP’sine özveri ile hizmet etmiştir. Ancak bu hizmetinin son yarısında affedilmez hatalar yapmıştır. Daha öncekileri bir tarafa bırakarak, 1998 yılından bu yana olanları ele almak istiyorum.

1998 yılında CHP, tarihindeki en büyük yenilgiye uğrayarak seçim barajının altında kalmış ve Sayın Baykal istifa etmek zorunda kalmıştı. Ancak istifasından kısa süre sonra “İstemen ama yan cebime koy” diye nitelenebilecek bir tavırla yeniden genel başkanlığa seçilmişti. Oysa bir süre dinlenmiş olabilseydi ileride daha güçlü bir şekilde partisinin başına geçebilirdi.

İkinci ve daha büyük hatası; 2002 seçiminden sonra, adeta bir demokrasi havarisi kesilerek, TBMM’ni olağanüstü toplantıya çağırarak Siirt seçiminin yenilenmesi konusundaki işgüzarlığıdır. Tabii bunun kendi iradesi ile mi olduğu, yoksa bir yerden gelen telkin veya zorlama ile hareket ettiği tam olarak bilinemez. Ama bilinen şu ki, bu olaydan sonra oluşan gelişimlerin en büyük vebali Sayın Baykal’ın omuzlarındadır. Toplumda bununla ilgili eleştiriler hala devam etmektedir.

Üçüncüsü, hazırlanan bir komplo ile maruz kaldığı suçlamalar üzerine paniğe katılarak istifa etmesi olmuştur. Madem ki bu aslı ve astarı olmayan bir komploydu, buna karşı direnme gücünü kullanmalıydı. Bunu yapmaması bir çeşit teslimiyet anlamına geldi ve tartışmalara yol açtı.

Sayın Baykal’ın birkaç gün önce CNN Televizyonundaki açıklamaları ise; genel başkanlıktan ayrıldıktan sonraki ne kokar ne bulaşır tarzındaki tutumu, siyaseti kapalı kapılar ardından yürütmeye kalkışması ve mertçe siyaset arenasına çıkmaması ile birleştirildiğinde büyük bir siyasi hata olmuştur. Aslında düşünce ve söylemleri, benim bu konulardaki görüşlerimle büyük ölçüde örtüşmektedir. Ancak meseleye CHP açısından bakıldığında izlenen yolun doğru olduğu söylenemez. Zaman ve zemin iyi seçilmemiştir. Zira geçen süreçte bu açıklamaların yapılmasını gerektiren pek çok fırsat çıkmıştır. Özellikle son yapılan kurultay öncesi veya kurultay sırasında bu konular gündeme getirilip tartışılsaydı, bu daha etik olurdu. Çünkü bu konular partinin iç meseleleridir. Uzun yıllar bu partiye genel başkanlık yapmış biri bu durumu dikkate almalıydı.

Tabii ki bu açıklamaların kurultayda yapılması CNN televizyonundaki kadar kolay olmayabilirdi. Belki de hakarete uğrar, karşısındaki azgın rakipleri tarafından dövülmeye bile kalkılabilirdi. Nitekim kendi döneminde yapılan kurultaylarda bu tür olumsuzluklar yaşanmıştı. Ancak bir lider yeni bir mücadeleye başlama gereği duyuyorsa; her türlü riski göze almalıdır.

Sayın Baykal sözü edilen konuşmasında partisi ile ilgili şu söylemlerde bulunmuştur.

“CHP’de Köklü bir değişime ihtiyaç olduğu açık. Parti, kendini yeniden şekillendirme ihtiyacıyla karşı karşıya. Sayın Kılıçdaroğlu’nun da bunun farkında olduğunu biliyorum. Bizim, zaman kaybetmeden, bir an önce CHP’nin, Türkiye’ye yönelik tehditler ve tehlikeler karşısında en güçlü şekilde, tazelenmiş, yenilenmiş, güçlenmiş olarak temsil etmesine ihtiyacımız var. Bu alışılmış, siyasi mücadele yöntemleriyle başarılmış bir iş değildir. Bu konuda herkese büyük görev düşüyor, Kılıçdaroğlu’na da yönetici arkadaşlara da”

“Şiddet ve Kürt sorunu ayrımını herkes yapmıyor. Öyle bir nokta ortaya çıktı ki bizim içimizde bazı arkadaşlar bu konuda çizgiyi HDP çizgisine taşıyan açılımlar içine girdi. HDP ile AKP arasında bir sarkaç konumunda olmak, bizim işimiz değil”

“CHP’yi görmek istediğim noktada göremiyorum. Bir süreci atlattık, belli noktalarda arayışlar ortaya çıktı. İktidara zıplatacak kolay çözümler arandı. Partinin duyarlılıkları sorgulanır hale gelmeye başladı. Partinin güvenilirliğiyle ilgili, kararlılığıyla ilgili kuşkular şekillenmeye başladı ve bu bizim tabanımızı da etkisi altına almaya başladı”

“Bugün ben isterim ki CHP’nin terörle mücadele konusundaki tavrı ile ilgili hiç kimsenin kafasında bir tereddüt olmasın. Terörle mücadele konusunda kişilerin açıklamasının değil, algılamanın tümüyle oturması lazım”

“Bunları aşarken de elbette yeni şeyler söylemek lazım. Ama yeni şeyleri söylerken de klasikleşmiş doğrularımızı ‘eskidir’ diye atmaya kalkmak kadar şaşkınlık olmaz, onları küçümsemek kadar şaşkınlık olmaz. Onları sahiplenmeye devam edersek inandırıcı oluruz, güvenilir oluruz ve etkili oluruz ki Türkiye’nin şimdi buna ihtiyacı var”

“Bir yönetim sorunumuz olduğunu da aynı şekilde görüyorum. Yönetim iradesi sergileme konusunda ihmalkar ya da ‘dur bakalımcı’ yaklaşımlar şekilleniyor ve böylece çok kolay ve kararlılıkla çözümlenebilecek sorunlar, çözülemez hale geliyor. İşler bize zarar verebilecek bir noktaya taşınıyor. Her iki yılda bir bütün parti meclisi değişiyor. Parti bir arayışın içindedir”

Sayın Baykal’ın bu görüşlerinde büyük ölçüde haklılık payı vardır. Ancak, yukarıda sıralanan hataları dikkate alındığında; kendisinin de sorumluluklarının olduğu anlaşılıyor. İşte beni “BAYKAL NEREYE KOŞUYOR?” sorusuna yönelten şey budur. Sayın Baykal ne yapmak istiyor?  Yıllar boyu partisi içindeki olumsuzlukları gidermeyi düşünmeden ve gidermeye çalışmadan neden bugün bu tarzda harekete geçmiştir. Sayın Baykal’ın amacı nedir? Yeniden partisinin başına geçmek mi? Yoksa partiyi bölmek mi?

Bu açıklamalar hem CHP içinde, hem de ülkede büyük tepki yaratmış bulunuyor. Partiden ihracını isteyenler bile oldu. Uydurulan çeşitli senaryolar yanında, yeni bir Tuğrul Türkeş olayı yaşanabileceği yorumunu yapanlar da var. Keşke Sayın Baykal kendisini bu durumlara muhatap etmezden önce daha dikkatli davranabilmiş olsaydı.

Siyaset zor bir iştir. Aynı zamanda acımasızdır ve nankördür. Yıllar yılı kazandıklarını bir anda alıp götürebilir. Hele lider olmak herkesin yapacağı iş değildir. Bilgi, beceri, dikkat, sabır, diplomasi, deneyim yanında çok önemli bir şeyi daha gerektirir: Devlet adamı olmayı. Keşke Sayın Baykal, partisinin kendisinden önceki genel başkanlarından birazcık olsun esinlenmiş olabilseydi. Ne yazık ki Sayın Baykal şu anda oldukça zor bir durumda kaldı. Yıllardır Türk siyasi hayatına emek vermiş bir kişinin bu duruma düşmesini istemezdim. Geçmiş olsun. Üzgünüm.

Saygılarımla…

21 Şubat 2016

www.fikirplatformu.net

 

 

 



  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •