•  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

EĞİTİMDE ŞİDDET VE TERÖR

Dr. Sadık Özen

 

Bir ülkede siyasete ve ticarete en son alet edilecek şey eğitim olmalıdır. Hatta eğitim ve öğretim bu tür şeylere hiç alet edilmemelidir. Çünkü eğitim toplumların temel yapısını oluşturur.  Eğitim üzerine siyasi çıkar amaçlarıyla yapılan etkileşimler toplumları felakete sürükler. Çünkü eğitim ancak bağımsız olduğu sürece başarıya ulaşır.

 Eğitim ilk olarak aile içinden başlar. Aile terbiyesi kavramı eğitimin ilk aşamasıdır. Yeni bireylere ana ve babalar tarafından kazandırılır. Ulusumuzda bu geleneksellik kazanmış büyük bir kültürel olaydır.  Aile büyükleri, ana-babalarından öğrendikleri; sevgi, saygı, adap, usul, görgü, hak ve adalet kurallarını çocuklarına aktarırlar. Aile içi eğitim böyle başlar.

Daha sonra eğitimi devlet üstlenir ve okullarında belirli bir düzen ve sıra içinde, kendi koyduğu kurallarla yeni kuşaklar eğitilir. Ülkemizde ilk bilimsel eğitim Cumhuriyet dönemi ile başlamıştır. Eğitimimizin temelini oluşturan yasalar bu dönemde çıkarılmış ve uygulamaya konulmuştur. İlk olarak çıkarılan “Tevhid’i Tedrisat” yani “Eğitimin Birleştirilmesi” Yasası bu dönemde çıkarılmış ve eğitimin temel kurallarını koyan ve denetleyen “Talim ve Terbiye Kurulu” nun kuruluşu da bu dönemde gerçekleştirilmiştir.

Bizim kuşağımızı yetiştiren Cumhuriyet öğretmenleri ilkeli, inançlı ve azimli eğitimcilerden oluşmaktaydı. Onlar bizim kuşağımızı Atatürk ilkeleri doğrultusunda büyük bir özenle yetiştirmişlerdi. Bundan sonraki aşama “Köy Enstitüleri” nin kuruluşu oldu. Bu büyük eğitim kuruluşları, ne yazık ki emperyalistlere boyun eğen ve hizmet eden politikacılar tarafından yok edildi (1954). Eğer Köy Enstitüleri’nde verilmekte olan ve toplumsallık açısından tabandaki halkımıza yönelik eğitim ve öğretime son verilmeyerek devam ettirilebilmiş olsaydı, bugün Türkiye “Japon Mucizesi” ya da “Çin Mucizesi” denilen kavramlarla kısa zamanda çok büyümüş ve gelişmiş ülkelerden daha önceki sırayı alabilirdi.  

Ne yazık ki; çok partili yaşama geçildikten sonraki dönemde, eğitimizde tahribat dönemi başlamıştır. İlk olarak dilde geriye dönüş başlatılmış ve buna paralel olarak da dinin siyasete alet eden ilk adımlar atılmıştır. Bir taraftan teknolojik alanda gelişmeler sürdürülürken diğer taraftan cumhuriyetin getirilerine karşı başlatılan uygulamalar, ülkemizdeki bireysel ve toplumsal yozlaşmaların tohumu olmuştur.

Ekim 2004 yılında yayınlanan “Bireysel ve Toplumsal Yozlaşma” kitabımın giriş bölümünde dikkatleri konu üzerine çekmek için bakın neler yazmıştım:

“Birçok olumsuzluğun ortak paydası olan YOZLAŞMA çok kapsamlı bir kavram ve ne yazık ki yozlaşan pek çok şey var. Gerçekleri halkımın önüne sererek dikkatlerini çekmeye ve onları uyarmaya çalışıyorum. Çünkü artık ülkemizde çok kötü gelişimler olmaya başladı. Geleneksel aile yapımız yıkılma noktasına geldi. Etik değerlerimiz kayboluyor. Ulusal devlet kavramı yok oluyor. Farkında olmadan; kültürümüz, ekonomimiz, siyasi bağımsızlığımız ipotek altına giriyor ve tutsaklığa sürükleniyoruz.

Bunları; şu anda ülkemizi yönetenleri kastederek yazmıyorum. Mutlaka bu kötü gelişimde onların da paylarının olduğu şeyler var. Ama onların da içlerinde en az benim kadar vatan ve vatandaş sevgisi olması gerektiğini düşünüyor ve buna inanmak istiyorum. Zira aramızda hizmet açısından görüş ayrılıkları olsa da ülkemizin esenliği için “Olmazsa olmazlar” da birlikteliğin sağlanması ve korunması gerekiyor. Parolamız: Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için.

Eğitim alanında ilk olumsuzluk yaratan gelişmenin; her sabah ilkokullarda öğrencilerin büyük bir içtenlikle öğretmenleriyle birlikte ve büyük bir heyecanla okudukları “ANDIMIZ” ın kaldırılması olduğunu düşünüyorum. Çünkü yetişmekte olan körpe çocukların 5 yıl süreyle “Büyüklerimi saymak, küçüklerimi sevmek, yurdumu, ulusumu özümden üstün tutmaktır. Varlığım Türk varlığına armağan olsun” sözleriyle ant içmeleri, onların Türk geleneklerine uygun olarak yetişmelerinde büyük bir etkendi. Bu son derecede güzel olayın hangi sebeple kaldırıldığını anlamak mümkün olamamıştır. Yaratılan olumsuzluk, resmi devlet kurumlarının isimlerinden “TC” sembolünün kaldırılması ve “NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE” söyleminin engellenmesi olmuştur. Bu eylemlerin ortaya konması nedeninin “AB” yasalarıyla uyum sağlama amacı güttüğü sanılıyor. Ulusal birliğimizin oluşturulması ve korunmasına karşı olan bu tür eylemlerin yanlış oldukları artık fark edilmelidir.

 Yaratılan bu olumsuzluklardan sonra, eğitimle ilgili ulusal değerlerimiz yerine “Dindar Gençlik Yetiştirilmesi” programı konmuştur. Bu programın uygulanması sonunda n yazık ki dindar gençlik yerine; eli sopalı ve palalı, cumhuriyet düşmanı bir gençlik gündeme delmiştir. Oysa geleneksel aile yapısı ve kültürüne yürekten bağlı olan Türk Gençliği zaten dindardı. Çünkü dindarlık, Türk ve İslam kültürünün ortak değeriydi. Gençlere örnek olunması gereken şeyler; ilkeli, inançlı, ülke çıkarlarının kişisel çıkarlarının önünde tutan, eşitlik, hak ve adalet duygularına sahip gençler yetiştirilmesiydi. Bunun yerine, kendi aile büyüklerinden başlayarak geleneklerimizin tümüne karşı çıkan, büyüklerine saygısız, öğretmenlerine düşman, kendi çıkarlarından başka hiçbir manevi değere saygı duymayan, sevgisiz, saygısız, ilkesiz ve bilinçsiz bir gençlik modeli oluştu. Yarınları düşünmeyen, yaşam tarzını zevk, eğlence, giyim ve cinsel dürtülerden ibaret sanan, adına “Çağdaş” ya da “Gerici” denen gençlerden oluşan yepyeni bir toplum. Büyüklerine saygısını, küçüklere sevgisini ve bütün etik değerleri unutmuş, ne olduğunu ve olması gerektiğini bilemeyen bireyler topluluğu.

Bütün bunları, İzmir’de yaşanan Okul Müdürünün öğrencileri tarafından öldürülmesinden yola çıkarak yazıyorum. Bir okul müdürünün veya öğretmenin öğrencileri tarafından öldürülmesi büyük bir vahşettir. Bu olay korkunç bir cinayet olması yanında bir terör olayıdır. Bir öğrenci için öğretmenini öldürmekle babasını öldürmek aynı şeydir. Bu menfur olay eğitimin getirildiği akıl almazlığın kanıtıdır. Öğrenciye, öğretmenine tezkiye verme yetkisinin sonucudur. Bu işlerin baş sorumlusu Milli Eğitim Bakanlığıdır. Milli eğitimimizle ve müfredat programlarıyla oynamanın nelere mal olabileceği bu menfur olayla anlaşılmış olmalı ve en kısa zamanda izlenen bu yoldan geri dönülmelidir. Eğitimde izlenecek tek yol cumhuriyetimizle getirilen eğitim sistemimizin yeni baştan uygulamaya geçirilmesidir.

Saygılarımla…

16 Aralık 2017

         

    

 


  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •