ATATÜRK’Ü ANLAMAK

Dr. Sadık Özen

Atatürk’ü anlayabilmek hem son derece kolay hem de son derecede zordur. O’nu anlayabilmek için önce tanımak gerekiyor. Bu ise; akıl, izan ve kültür işidir. Okumayı,  okuduklarını anlamayı ve öğrendiklerini özümlemeyi gerektirir. Bunun için belli bir kimlik sahibi ve belirli bir kültürel düzeyde olunmasına ihtiyaç vardır. 

“Köroğlu’nun gözü kör olsun” örneği, kulaktan dolma söylemlere inanılarak Atatürk hakkında yeterli fikir edinilmesi mümkün değildir. Hele de ortalıkta bu kadar Atatürk düşmanı, cahil, kötü niyetli ve satılmış insanlar varken gerçekçi bir değerlendirmede bulunulması son derece zordur.. 

Bu zorluğun nedenleri arasında, ilk olarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ ün kişilik yapısı gelmektedir. Çünkü Atatürk; o kadar çok yönlü, geniş kapsamlı ve renkli bir kişiliğe sahip bulunuyor ki; çoğu insanın onun hakkında iyi bir değerlendirme yapabilmesi olanaksızdır.

Ona karşı olan zavallıların, onun bu niteliklerini görebilmek bir yana; sahip oldukları saplantılar içinde, bu kadar çok özelliğin bir insanda var olabileceğini düşünmeyi havsalaları bile almaz. 

İkinci olarak; Büyük Atatürk, o kadar büyük zaferler kazanmış ve tasarlamış olduğu şeylerde o kadar başarılı olabilmiş ki; ona karşı olanların kişilikleri ve fikri kapasiteleri, köhnemiş kafalarına yerleşen fitnelerden kurtularak gerçekleri görmelerine ve idrak etmelerine yetmez.

Mustafa Kemal’i tam olarak anlayabilmek için; tarih, sosyoloji, siyaset, ekonomi ve felsefe bilimlerinde eğitim görülmüş olunması gerekir. En azından, böyle bir eğitim alınmamış olsa bile, bu konulardan anlayacak düzeyde bir kişilik yapısında olunmalıdır.

Mustafa Kemal; ülkesinde asırlar boyu yaşanmakta olan bir dönemi kapatmış, yıkılan Osmanlı İmparatorluğu’nun külleri üzerinde yepyeni bir devlet kurulmasının öncülüğünü ve liderliğini yapmıştır. İnsanlar; padişahların tebaası, kulu ve malı olmaktan çıkarılarak, her türlü hak ve özgürlüklerde eşit “Özgür vatandaşlar” olmaları sağlanmıştır.

Padişahların mülkü olan, tasarrufu onların iradeleri altında bulunan, istek ve iradeleriyle kullanılan, dağıtılan veya yakınlara ya da kendilerine şirin görünenlere bağışlanan vatan toprakları, Cumhuriyet rejimi ile birlikte, bu toprakların asıl sahipleri olan devlete ve millete devredilmiştir.

Eğer Mustafa Kemal isteseydi, Cumhuriyeti kurmak yerine padişahın tahtına oturabilir, hayatını büyük bir şatafat ve debdebe içinde sürdürebilirdi. Böylece daha müreffeh bir yaşamı ve daha uzun ömrü olabilir, 57 yaşında bu dünyadan göçmezdi. Karşı çıkabilecek bazıları olsa da bunu gerçekleştirmesi işten bile değildi. Hem bu suretle, iç düşmanlarının sayısı da daha az olurdu. Ama o bu yolu seçmedi. Elde ettiği her şeyi halkıyla paylaştı, onlara armağan etti ya da miras bıraktı.

Mustafa Kemal, eğer isteseydi Hilafeti kaldırmaz, Halife’nin koltuğuna da kendisi oturabilirdi. Bunları yapabilecek güce sahipti. Ama bu yolu da seçmedi. Yüce dinimizi hurafeden kurtardı ve İslamiyet’in gerçek kurallarının uygulanmasını sağladı. Kadınları erkeklerin esareti altından, Dilimizi Arapça ve Farsça’ nın etkilerinden arındırdı.

Bütün bunları yaparken softaların ve şeriatçıların gazabından korkmadı. Hatta onların liderlerini ikna edebilmesini bildi ve yanına aldı. Çünkü Mustafa Kemal’in en büyük özelliği halkı birleştirmek ve bütünleştirmektir.

O, ikiliğin, ayrımcılığın ve ayrılıkçılığın her zaman karşısında olmuştur. Türklüğü ve milliyetçiliği savunmuş, ama ırkçılığın gelişmesine izin vermemiştir. İslamiyet’e saygı duymuş, ama bu yüce dinin yozlaşmasını engellemek için önlemler almış, halkımızı “Laiklik İlkesi”ne kavuşturmuştur.

Yaptığı bütün devrimler, Türk Milleti’nin esenliği, mutluluğu ve daha iyi bir geleceğinin olması içindir. Bütün çabasını, Ulusumuzun, dünyanın çağdaş devletleri arasında yerini alması için göstermiştir. Demokratik, laik bir hukuk devleti olan, modern Türkiye Cumhuriyeti işte böyle yaratılmıştır.

“En hakiki mürşit ilimdir” diyerek ilimin yolunu açmış, “Ülkemizi muasır medeniyet seviyesine çıkaracağız” diyerek, ülkemizi çağdaş dünya devletleri arasına sokmuştur. 

Ülke ekonomisini, egemen devletlerin baskılarından kurtararak, devletimizin bağımsız bir ekonomik düzeye kavuşmasını sağlamıştır.

İçinde bulunulan yoksulluk ve yokluklara rağmen, ülkemizin gelişmesi için dev adımlar atılmış, halkımızın her türlü gereksinimini, ülke içinden kendi olanakları ile karşılayacağı bir konuma gelinmiştir. Bugün yapılan özelleştirmelerle yabancı sermayenin tekeli ve vesayeti altına sokulmuş bulunan kuruluşlarımız, Atatürk ve arkadaşlarının olağanüstü çabalarıyla gerçekleştirilmişti. 

Mustafa Kemal’i anlatabilmek için özetin özeti bilgiler sunmuş bulunuyorum.  Ayrıntılı bir anlatım için bu kitabın sayfaları yetmez. Kısacası, Mustafa Kemal işte budur. Bunları bilmeyenlere anlatmaya çalıştım. Anlatılanlardan anlam çıkaramayanların ya gözleri kör ya da vicdanları sağırdır. Böylelerine ancak “Nankör” denilir

11. Mart. 2019 / Antalya

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir