AYRINTILI BİR ÖZGEÇMİŞ ÖYKÜSÜ

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

AYRINTILI BİR ÖZGEÇMİŞ ÖYKÜSÜ

Dr. Sadık Özen, Darende’nin Nadir Mahallesinden Hacıkayaoğulları Sülalesine mensup olup Ankara’da yerleşmiş Terzi Mevlut Mehmet Özen’in oğludur. Çok küçük yaşında Darende’den ayrılmış ve bütün tahsil hayatı Ankara’da geçmiştir. Öğrencilik yıllarında Darende Kültür Derneği’nin bütün kademelerinde görev yapmış, İhtisas için Ankara’da bulunduğu 70 li yıllarda derneğin genel başkanlığı görevini yapmıştır. Bir taraftan, yönetim kurulundaki arka-daşlarıyla birliklte “BEŞ  BELDE” dergisini çıkarırken, bir taraftan da Darendeliler’i bir araya getiren çeşitli etkinliklerin yaşanmasında görev almıştır.

Şimdi özgeçmişini ayrıntılı bir şekilde kendi yazdıklarından okuyalım:

 

“1934 yılında Darende’de doğdum.İlk çocukluk yıllarım Darende’de geçti. Babam terzilik yapardı.Mesleğini  “İğneyle kuyu kazmak” diye tarif ederdi.. Dürüst bir insandı. Hiç kimseyi kırmaz, kimsenin aleyhinde bulunmaz, dedikodu yapmazdı. Hiçbir kurnazlığı yoktu. Dikişlerini  en iyi  şekilde dikmeye çalışırdı. Herkesi severdi. Herkes  te  onu. Altmış üç yaşında,  hiç  acı  çekmeden, geçirdiği infarktus sonucu bir dakika içinde vefat  etti.

Annem, öğrenim yapmamış olmasına rağmen, çoğu okumuşa taş çıkartır. Zeki kurnaz ve becerikli kadındır. Eğer, uygun ortamda olsaydı, iyi bir eğitim görseydi, ülkeyi yöneten  kişilerin arasında olabilirdi. Halen seksen yedi yaşında. Fiziksel olarak yaşına göre normal sayılabilecek bazı rahatsızlıkları var. Ama her işini kendisi yapabiliyor. Zihinsel durumu ise olağanüstü, belleği yerinde, güncel siyasal olaylarla bile yakından ilgilenebiliyor, hatta ülke sorunlarının çözümü için mantıklı önerilerde bile bulunabiliyor.

Annemden ve babamdan gelen iyi genlere sahip olduğumu düşünüyor ve onlara karşı, bu yönüyle de ayrı bir minnettarlık duygusu taşıyorum. Her zaman,babam kadar  dürüst, annem kadar akıllı ve atılımcı olmayı istemişimdir. Babamdan bana, parasal değil ama,  manen büyük bir miras kaldı. Öleli yirmi iki yıl olmasına rağmen, bütün tanıyanlar onu hala  en derin  sevgi ve dostlukla anıyorlar.

Erkek kardeşim olmadı. Zaman zaman, bu konudaki boşluğu, bilinç  altımın etkisiyle, yakın arkadaşlıklarla gidermeye çalıştığım kanısındayım. Zira,  bu  nedenle  olsa gerek, arkadaşlığa ve dostluğa  çok önem veren biriyim. Bazı kereler, bu   konuda  yanılgılarım  oldu,  zarara  ve  hatta  ihanete  bile  uğradım. Çünkü, arkadaşlık çok yönlü ve çok boyutlu bir kavram. Seçimi çok iyi yapmak gerek. Her şeyden önce iyi tanımalı ve güven duymalı. İşin en zor tarafı da bu. Bazıları size çıkarı için yaklaşır, bazıları da sizi yönetmeye çalışır veya sizi  kullanmaya kalkar. Bu konudaki gerçek değerlendirmeyi güncel olarak değil, yaşanan uzun yıllardan ve kazanılan deneyimlerden sonra yapmak gerekiyor. Çünkü,erken yargılar yanıltıcı olabiliyor.                                                                                                                                                                                                                   Kendilerini çok sevdiğim ve benim için çok değerli olan beş kız kardeşim var.  Hepsini aynı  ölçüde  severim.  Onlar  da  beni. Bazılarıyla  daha  yakın  gibi  görünürüz. Bu  yüzden  zaman  zaman  yanlış  anlamalar  da  olur. Oysaki,  bu  konuda  her  zaman  eşitlik  vardır.

Yapılarımız gereği bazılarıyla daha  iyi  anlaşırız.  Ama, benim için,  hepsinin  değeri   aynıdır.  Kardeşlerim  zamanı gelince evlendiler ve mutlu yaşamları var. Bir araya  geldiğimiz zaman, geçmişteki tüm hayatımızı yeniden yaşarcasına heyecan duyar ve mutlu oluruz.

Evlilikte kırkıncı yılımızı doldurduk. Eşim,her zaman saygı duyduğum  bir kadın  olmuştur. Severek evlendim. Aşırı temizlik tutkusu gibi ufak tefek kusurları yanında emsalsiz özellikleri var. Dedikodu yapmaz, yalan söylemez. Sigara,kumar, içki alışkanlıkları yok. Temiz, tutumlu, bana ve çocuklarımıza bağlı.. En çok, onun temizlik fobisinden ve bana karşı aşırı korumacı oluşundan şikayet etmişimdir. Beni annem kadar korumaya çalışır, bununla da yetinmeyerek, elinden gelse  tanrı kadar korumak ister. Bu arada  biraz (!) da kıskanır.Belleği çok kuvvetlidir.     Otuz yıl önce geçmiş bir olayı dün gibi hatırlar. Şikayet ettiğim bir yönü, fazla doğrucu oluşudur. Düşündüklerini, hiçbir politika yapmadan, direk olarak ifade eder. Karşısındakinin kırılacağını kaale almaz. Onun için önemli olan  kendi  bildiği doğrulardır. Aslında, bu  yönü,  günümüzde çok geçerli olmayan sağlam bir karakterin  ifadesi  sayılır. Onu seviyor ve ona saygı duyuyorum. Onun da beni çok sevdiğini ve bana çok değer verdiğini  biliyorum. Mutluyum.

Kendileriyle, her zaman övündüğüm üç kızım var. Benim  için  üçü  de  birbirinden  değerli. Onları çok seviyorum, tabii onlar da beni. Kızlarımın  üçü  de  üniversite  mezunu.  Kızlarım Allah’a şükür mutlu evlilikler yaptılar. Büyük  kızım  ev  hanımı.  Eşi  Plastik  ve  Reconstructiv  Cerrahi Uzmanı. Anadolu  Lisesinde  okuyan  mükemmel  bir  kızı  var.  Adı  Selin. Okulunun  en  çalışkan  ve  de  en  güzel  öğrencilerinden biri. Piyano  eğitimi  alıyor  ve  bu  konuda  iyi  sayılabilecek  bir  düzeye  geldi. Ailece  onunla  gurur  duyuyoruz. Ortanca  kızım,  Ev  Ekonomisi  öğretmeni.  Eşi  ticaretle  uğraşıyor.  Sadıkcan  adında, resim  konusunda  çok  yetenekli  ve şu  anda  üçüncü  sınıfa  giden  bir  oğlu  var. Hayali  çok  geniş  bir  çocuk.  Gelecek  için  ilginç  senaryolar  üretebiliyor. Küçük  kızım  Çocuk  Eğitimi  öğretmeni. Eşi de  Kadın  Hastalıkları  uzmanı. İlkokula  bu  yıl  başlayan  afacan  bir  oğlu  var.

Dört  ay  önce  ikinci  bir  oğlu  daha  oldu..  Büyüğün  adı  Onur,  küçüğün  ise  Anıl. Torunlarımızın  dördü  de, dünya tatlısı, zeki  ve  güzel  çocuklar. Onları  çok  seviyoruz. Hele  küçük  Anıl,  hepimizin  elinde  bir  maskot  ve  sanki  canlı  bir  oyuncak  gibi. Damatlarımız, aile yapımızla uyumlu, mükemmel  denilecek insanlar. Bu  konuda şanslıyız ve ayırım yapmaksızın hepsini de çok seviyoruz. Aile bağlarımız çok kuvvetli. Ailece, bizleri saran bir sevgi çemberinin içinde yaşıyoruz ve bizlere verdiği bu güzellikler için tanrıya şükrediyoruz.

İlk, orta, lise ve fakülte öğrenimlerimi Ankara’da yaparak,1958 yılında Ankara Tıp Fakültesi’ nden mezun olmuştum. Öğrencilik yıllarımda, Türkiye Milli Talebe Federasyonu, Ankara Üniversitesi Talebe  Birliği, Türkocağı, Milliyetçiler Derneği, C.H.P Çankaya Gençlik Kolları, Okumuş’u çoğaltma ve Okuyanı Artırma Derneği’ nde aktif  görevler aldım.Türkiye Tıbbiyeliler Birliği Kurucu Üyeliği ve Darende Kültür Derneği Genel Muhasipliği yaptım.

CH.P Gençlik Kollarına ve  Milliyetçiler  Derneği’ne,  aynı anda üye oluşum yüzeysel bir görüşle çelişkili  görülebilir.. Ama ben bunun çelişkili bir yanı olacağını kabul etmiyorum. Çünkü bu kavramlar, ulusumuzun ortak değerleridir. Maalesef,  bazı  siyasiler, kendi çıkarları için, bu  kavramları tekellerine  alarak  toplumu  olumsuz etkilemişlerdir. Biri  halkçılığı, biri  milliyetçiliği, biri de inançları siyasi malzeme olarak kullanmakta sakınca görmemişler, gerçek halkçılar, gerçek milliyetçiler, gerçek  inanç  sahipleri ise bir kenara itilmişlerdir. Bence,  ülkemizin,  yıllardır  çektiği sıkıntıların  en  önemli  nedeni  budur.

Fakülteye devamım sırasında, dört buçuk yıl süreyle, Ankara Milli Eğitim Müdürlüğü’ nde, memur olarak çalıştım. Anılarım arasında değeri büyük olan bu konuyu sırası geldiğinde detaylı olarak anlatacağım.

Fakülte yıllarımda, yukarıda saydığım yoğun çalışmalar nedeniyle, öğrenci derneğinde direk görev almadım  Ancak, fakülte  ve  öğrencilerle  ilgili  her  çeşit sosyal etkinliğin içinde  oldum.    1956 yılında kurduğumuz “Tıp Sohbet Kulübü”nün başkanlığını yaptım.Son sınıfta da, sınıfımızın  en önemli ve en etkin kuruluşu olan “Stajyerler Komitesi Başkanlığı” na seçildim. Komite arkadaşlarımla  beraber, bu görevi başarı  ile yürüttüm.

Mezuniyetimden sonra,sırasıyla, Ahlat, Darende, Kalecik Sağlık Merkezi ve Uzunada 30 Yataklı İaşeli Revir Baştabiplikleri’ nde bulundum. 1966-1968 yılları arasında yedek subaylığımı, 1968-1972 yılları arasında da SSK Ankara Hastanesi’ ndeİç Hastalıkları Uzmanlık Dalı’nda ihtisasımı yaptım. Bu arada,bir taraftan da, Darende Kültür Derneği Genel Başkanlığı görevinde bulundum  ve “Beş Belde” dergisini çıkardım.

Uzmanlık  çalışmamın  bitiminden  sonra, 1972-1977  yılları   arasında, S.S.K Malatya Hastanesi nde  İç  Hastalıkları  Uzmanı  olarak  çalıştım  ve  daha  sonra da Başhekimliğe atandım. Malatya’da “İnönü Üniversitesi’ ni Kurma ve Yaşatma Derneği “ kurucu üyeleri arasında yer aldım. Bu  arada  Malatyaspor Yönetim Kurulu Üyeliği ve II. Başkanlığı’ nda bulundum.”Malatya Kaysı Şenliği Komite Başkanlığı“ ve  bu  komitedeki  arkadaşlarımla  birlikte  kurduğumuz “Malatya  Fuar Kurma Ve Turizm Derneği” nin  başkanlığını  yaptım.

1977 yılında, kendi isteğimle S.S.K Antalya Hastanesi Başhekimliği’ ne atandım. Aynı yıl, Genel Müdürlük tarafından İngiltere’deki sağlık hizmetlerini yerinde incelemek üzere Londra’ ya gönderildim.  Ve yine aynı yıl, S.S.K Genel Müdürlüğü ile Sağlık-İş Sendikası arasında yapılan Toplu-İş Sözleşmesine  Genel Müdürlük adına katılan üyeler arasında yer  aldım.

S.S.K.Antalya Hastanesi Başhekimliğim sırasında ,Hacettepe Üniversitesi tarafından düzenlenen “Üst Kademe Yönetici Semineri” ne katılarak sertifika aldım. Ülkemiz-de büyük bir ilaç sıkıntısının yaşandığı 1978 yılında, ”İlaç Toplama Kampanyası” başlatarak bu  sıkıntının  giderilmesine katkı sağlamaya çalıştım. Bu  kampanya,  ülke  çapında  büyük ilgi  gördü  gördü  ve örnek alınarak birçok ilde uygulandı.

1979 yılı sonunda S.S.K.Antalya Hastanesi Başhekimliğinden kendi isteğimle emekliye ayrıldım. Emekliye ayrıldıktan sonra  sosyal alanda daha aktif çalışma olanağı buldum.  “Beydağları-Saklıkent Turizm ve Konut Yapı Kooperatifi” başkanı olarak görev yaptım.  Antalya’daki Malatyalılar olarak kurduğumuz “Malatyalılar Kültür ve Dayanışma Derneği” nin  ilk  başkanlık  görevini  üstlendim.

1980 li yıllarda, tıp alanında , Antalya’nın büyük ihtiyacı olan “Nükleer Tıp Merkezi”ni kurdum. Bu suretle, Antalya’da yaygın olan “Guvatr” hastalarının tetkik için büyük kentlere giderek  gereksiz masraflar yapmalarını önledim. Ultrasonografi ve Tıbbi Lazer cihazlarını Antalya’ya ilk defa getirerek halkın hizmetine sundum.

“Antalya Ekspres Gazetesi” nin ilk çıkışında köşe yazarlığı yaptım. Sosyal, siyasal, kültürel ve sağlıkla ilgili yazılar yazdım. Beğeni ile okundu,ama ne yazık ki iş yoğun-luğum nedeniyle bu işi sürdüremedim. Bu arada,İstanbul ‘da yayınlanmakta olan “Malatyalılar” ve Adana’da çıkarılan “Beş Belde” dergilerine makaleler yazdım  ve  fırsat  buldukça devam  ettiriyorum

1994 seçimlerinde, Kepez Belediye Başkanı adayı olarak seçime girdim. Az farkla (100 oy) kaybettim. 1995 seçimlerinde de Antalya’dan milletvekili aday adayı oldum, ancak adaylığım gerçekleşmedi. Siyasi  hayatım  bundan  ibaret  değil. Bazı  aktif  ve  yoğun  çalışmalarım  da oldu. Oldukça  önemli  deneyimler  kazandım  ve  bu deneyimler sonucu siyasetin bana göre olmadığını  anladım. İleride,  bu  konuda  bir  kitap  yazmayı  ve  ülkemizdeki  siyasetin  iç  yüzünü, halkımıza  en  doğru  şekilde  anlatmayı  kendim  için  büyük bir  görev  sayıyorum. Halen, İç Hastalıkları Uzmanı olarak muayenehanemde çalışıyorum ve bu arada, T.C.Ziraat Bankası’ nın  sözleşmeli olarak doktorluğunu yapıyorum. Hekimlik hayatımı aktif olarak devam ettirmekten  mutluyum.

Buraya kadar yazdıklarım 15 yıl öncesine ait. Torunlarım büyüdüler. Kız torunum Marmara Üniversitesi İşletme Bölümü’ nü bitirdi. Şu anda İstanbul’da önemli bir şirketin satış müdürlüğünü yapıyor. Sadıkcan Ege Yüksek Teknoloji Enstitüsü’ nden iki ay sonra mezun oluyor. Onur 9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi 4. cü sınıfından 5. ci sınıfa geçmek üzere. En küçük torunum Anıl ise Manavgat Fen Lisesi’nin ikinci sınıfında okulunun başarılı bir öğrencilerinden. Ben ise hekimlik yaşamımı PANORAMİK OSGB’ de sürdürmekteyim. Bir taraftan da kitap yazmaya devam ediyorum. Bugüne kadar 13 kitabım yayınlandı. 14. cü kitabımı yazıyorum ve bir taraftan da E-Kitap olarak  yayına hazırlanmakta olan 5 kitabım var.

Şimdi beni daha yakından tanımak isteyenlerle daha özel bilgiler paylaşacağım;

                    Ben, sıcakkanlı, alçak gönüllü, yerine göre kalender, hoşgörülü, kimi zaman aşırı duyarlı, ama her zaman sevgi ve şefkat dolu, iyi  niyetli  bir insanım.  Daha  doğrusu böyle olduğumu  sanıyorum. Büyüklerime  saygılıyım. Küçüklerimi de  severim. Bu duygularım karşılık görmediğinde ise çabuk kırılırım. Çabuk kırılabildigim  gibi  çabucak  ta barışırım. Yeter  ki  karşımdaki  insan  iyi  niyetini göstersin  ve  telafisi  için  bir şeyler yapsın. Duygularımın temelinde hiç  bir zaman kötü niyet yoktur. Kindar değilim. Daima barış ve uzlaşmadan yanayım. Karşımdaki insanların fikirlerine ve inançlarına  saygı  gösteririm. Tabii  ben  de  aynı  şeyi  beklerim. Kişiliğime, onuruma ve  ilkelerime  yönelik  konular  dışında kavga  etmem. Lise yıllarımdan kalan bir defterimde şu notu buldum: “Kavgayı,ancak meşru bir müdafaa aracı olarak kullanmak gerekir.” Geçen elli yıldan sonra, hala,  aynı şekilde düşünmeye devam ettiğimi  söyleyebilirim.

Duygusal bir insanım. Sevincim, mutluluğum, üzüntüm ve kederim, hatta bunların derinliği yüzümden okunur. İki yüzlülük yapamam, hoşlanmadığım şeyleri belli ederim. Sevemediğim insanların yüzüne gülerek bakamam. Çevremle aramda belli bir çizgiyi koruma ya çalışırım. Bu yüzden, arkamdan kibirli olduğumu söyleyenler bile olmuştur. Hiyerarşik düzene saygılıyım. Ancak, ister idari, ister siyasi olsun, kişiliğime ve görevime yönelik baskılara ve haksızlığa boyun eğemem. Bu durumlarla ilgili çok mücadelem oldu. Zaman zaman da atak denilebilecek çıkışlar yapmak zorunda kaldım. Hayatımın her döneminde  doğru bildiğim şeyler için yılmadan savaştım.

Gerçek bir doğa hayranıyım. Bitkileri, hayvanları, dağı,ormanı, denizi, balıkları ve kuşları çok severim. Yılana bile sevgiyle bakarım. Elime geçen her bitkiyi evimin bahçesine diktiğimden, bahçe adeta bir botanik bahçesine dönüştü. Bahçeme aynı gün iki çınar fidanı dikmiştim. Diktiğim fidanlardan birinin erken filizlendiğini görünce ödüllendirmek amacıyla onu öptüm. İkisini de aynı gün diktiğim ve bakımlarını aynı ihtimamla yaptığım bu fidanlardan, erken filizlenen bunu hak etmişti. Uzaktan beni izleyen  eşim; “Ne yapıyorsun, etraftan görenler seni deli sanırlar.” dedi.”Önemli  değil”diye  cevapladım. Şimdi,o da benim gibi bitkileri öpüyor ve zaman zaman onlarla konuşup iltifatlarda bulunuyor, açtıkları güzel çiçekleri veya meyveları için onlara teşekkür  ediyor. Bahçemizdeki “Sikas” şimdi yirmi yaşında. Aldığımda saksı içinde ancak bir karış boyundaydı. Ailece onu sevgiyle büyüttük. Bana göre Antalya’nın en güzel sikası odur.  Köpeğimiz “Dufi” ise sanki dördüncü bir çocuğumuz gibi. Yedi numara Rus Terrieri kırması. Hepimiz onu çok seviyoruz.O da şımarık hareketleri, duygulu bakışları ve şaklabanlıklarıyla,adeta, bu sevginin karşılığını vermeye çalışıyor.

Kalender denilebilecek bir yapıdayım. Büyükle büyük, küçükle küçük olurum. Herkesle arkadaşlık ederim. Bana göre, kötü sayılan insanların bile mutlaka iyi bir yönü vardır. Ben insanların bu yönlerine bakarım. Herkesten bir şeyler öğrenebilirim. Yaşlılara, bir gün onlar gibi olacağımı düşünerek, çok değer veririm. Yaşlı hastalarımı kapıya kadar uğurlarım. Uğurlama sırasında ellerini öptüğüm de olur. Yoksullara karşı merhametliyim. Kendi  olanaklarım  içinde onlara elimden gelen yardımı yapmaya çalışırım. Halimden şikayetçi değilim. Daima  tanrıya  şükrederim. Ama, insanlara, gönlümün istediği  ölçüde  yardımcı olamadığım  için  üzülürüm. İşsizlere iş sağlayacak, yoksullara  maddi  destek  olabilecek  bir güce  ve  olanağa  sahip  olmak isterdim.  Büyük bir şairin şu dörtlüğünün, beni  tanımlamaya  yardımcı  olacağını  sanıyorum:

“Kalendermeşrebim, minnetim yoktur.                                                                                                      Semalarda uçan meleği sevmem.                                                                                                                          İzzet-i-nefsime hürmetim çoktur,                                                                                                                 Öpülmek istenen eteği sevmem.”

Kalender oluşum kadar, mükemmeliyeti de arayan biriyim. Yürüdüğüm yoldan, komşunun bahçesine kadar, her şeyin mükemmel olmasını  isterim. Bereket, müşkülpesent değilim. Genellikle, mükemmeli arayanlar mutsuz olurlar. Bense, kolay mutlu olabilen biriyim .                   Her  şeyin  iyi  yönlerini  görmeye  çalışır, sahip olabildiklerimle yetinmesini  bilirim. Bu özelliklerimle belki de ben bir “Polianna”yım.                                                                                                                                                                                                                                                                                             Seyahati çok severim. Türkiye’ nin sekiz ili dışında tamamını ve birçok ilçe merkezini gördüm. Avrupa’ nın önemli şehirlerini de gezdim. Ancak, ben daha çok,doğa güzelliği olan küçük yerleri tanımak istiyorum. Bunun için de bir karavan alarak, onunla seyahat etmenin daha güzel olacağını düşünüyorum. ( Bunları yazdığım  sırasında, bu  isteğimi  gerçekleştirebilme  olanağını  buldum.) Fotoğraf çekmek te hobilerim arasında.Gençlik yıllarımda fotoğraf makinem elimden düşmezdi. Çektiğim fotoğraflarla sergi açmak ve yarışmalara katılmak isterdim. Maalesef, iş yoğunluğu bana böyle bir fırsatı vermedi. Klasik ve Türk Sanat Müziği hayranı  olarak  iyi  bir  dinleyiciyim.

Zamana  çok  değer  veririm. Boş  geçen  zamanıma  acırım.  Bu  nedenle, yaşamımın  her  anında  bir şeyler  yapmaya  alışmışımdır. “Boş  duracağına,  bedava  çalış” sözü  benim  hayat  felsefem  olmuştur. Ücret  aldığım  hastalar  kadar,  ücretsiz  baktığım hastalarım  vardır. Onlardan,  daha  çok  kazanç  sağladığıma  inanırım. Çünkü  dost  kazanmak,  para  kazanmaktan  daha  güzeldir. Hem  böylece, bir  nebze  olsun,  topluma  olan  borcumu  ödeme  fırsatı da  bulmuş  oluyorum. Randevularıma  sadığım. Çok  önemli  bir şey  olmadıkça  randevularım  aksamaz. Çünkü  bu, insanların  kişiliğinin  ve  sorumluluk  duygusunun  ifadesidir. Bir  yerde,  insanların  miyarı  ve  ölçüsüdür. Elimden  geldiğince  kimseyi  incitmemeye  ve  kırmamaya  çalışırım. Bunun yanında, prensiplerimden  ödün  vermem.             Davranışlarımda  ılımlı, prensiplerimde  katıyım.

İdarecilik hayatımda karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bir ilişki  içinde  olmağı çaba göstermişimdir. Çünkü bu  çeşit bir ilişki kalıcı olur. Sertlikle sağlananlar  ise insanları başarılı  sonuçlara  götürmezler  ve  çabuk  kaybolurlar. İyimser bir insanım.Temel  felsefelerimden biri de “Bir  şeye  nasıl  bakarsan  öyle  görürsün” olmuştur. Bu, iyimserliğimin  ifadesi olup bu  duygularımı  elimden geldiğince  başkalarına  da  aşılamak  isterim. Özellikle,  bu  konudaki  öğütlerim  kendini kötümserliğe  kaptırmış  olan hastalarımın  iyileşmesinde  yardımcı  olur. Hastanede  çalıştığım  dönemlerde, bu  durumdaki  hastalarımı  alır,  pencere  kenarına  götürür, ona“Karşıda  neyi  görüyorsun ?” diye  sorardım..  Çoğu  zaman, o  kişi amacımın  ne  olduğunu  anlamaz  ve  cevap  vermekte  zorlanırdı. Bunun  üzerine cevabı ben  verirdim:  “Bak,  sen  şu  harabe  binayı, şu  çöplüğü  görüyorsun, çünkü  onlara  bakıyorsun. Oysaki, şu  yemyeşil  bahçe, güzelim  ağaçlar,  rengarenk  çiçekler,  pırıl  pırıl  ve  masmavi  bir  gökyüzü  var, işte,  onlara bakmayı  ve  onları  görmeyi  öğrenmelisin.” 

Kendimi kısaca tanıtmağa çalıştım. İleride anılarımı  anlatırken daha çok detaya gireceğim. Ama, tanışmak tek taraflı olmaz. Yazdıklarımı okuma fırsatınız olursa lütfen bana yazmanızı istiyorum Çünkü, ben de  sizleri tanımak isterim. Görüşlerinizi, eleştirilerinizi  ve düşüncelerinizi öğrenmek isterim. Amacım, deneyimlerimle kazandığım bilgileri sizlerle paylaşmak ve bütünleşmek. Hem, bakarsınız bir gün sizlerle beraber yazılmış yeni bir kitabımız  olur. Bu düşüncemden dolayı, sakın bana hayalperest demeyin. Zira, ben hayal edilmeyen hiçbir şeyin gerçekleşmeyeceğine inanıyorum.

Kitap yazmaya devam edeceğim. Ama yazılacak o kadar çok şey var ki, nereden başlayacağımı bilemiyorum. Hem yaşadıklarımı  ve düşündüklerimi iyi ifade edebilmeliyim, hem de okuyanları sıkmamalıyım.  Bu, oldukça zor bir iş. Her şeyi normal akışına bırakmak galiba en iyisi bu olacak. Bunu başarabileceğimi sanıyorum. Yazacaklarım  çok.  Özellikle  fakülte  hayatımda  ilginç  anılarım  var.

Hekimlik  hayatımda  ise, hem  daha  çok, hem  de  daha  ilginç  şeyler  yaşadım. Kişisel  ol-  maktan  çok, hak  ve  halk  için  mücadele  ettim. Halkıma  yararlı  olabilecek  şeyler  yapmaya  çalıştım. Haksızlıklara  boyun  eğmedim.  Yapımda  kavgacılık  olmadığı  halde kavga  etmek  zorunda  kaldım. Tabii,  bunu  fiziki  anlamda  söylemiyorum. Türkiye’nin  gerçeklerini  her  yönüyle  tanıma  fırsatım  oldu. Çünkü  bunları  yaşadım. Eğer  kitaplarım ilginizi  çekerse, sizlerden  beğeni  veya  eleştiri  alırsa, yenilerini yazmaya  çalışacağım.  İlk  olarak  sizlere,  çocukluk ve ilk gençlik yıllarımdaki anılarımı sunacağım. Sonsuz  saygılarımla…

Not: Bu yazdıklarım da 15 yıl kadar öncesine aittir.

 


  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •